BENDE TRAVMA YARATAN, TEYZEMİN ÖLÜMÜNDEKİ SIR
Toplumumuzda bazı deyimler vardır. Toprağın anası, Osmanlı kadın, Evliya gibi kadın işte onların hepsiydi teyzem. Sabit enişte köyde kendi jenerasyonunun en entelektüel insanıydı. Sürekli okur araştırır öğrenir, Cumhuriyet Gazetesini hiç aksatmaz güncel politikayı yakından takip ederdi. Ama bu durumunu pek belli etmezdi. Ondan etkilenerek onun bu bilgeliğini dışa vuran teyzemdi. Dolayısıyla teyzem aynı zamanda bilge kadındı.
En büyük olduğu için 11 kardeşine hem analık hem ablalık yapıyordu. Kardeşler arasında birlikteliği aralarındaki adil ilişkiyi yürütme görevini üstlenmişti. Hepsinin üzerindeki saygınlığını hiçbir zaman kaybetmemişti. O birinci ikinci üçüncü derece tüm akrabalarının civar köylerde yaşayan bütün tanıdıklarının Hayriye Ana'sıydı.
Ne var ki oğlu Ethem Kaya'nın 20 Mayıs 1980 katledilmesi onu yıkmıştı. Oğlunun ölümü Hastalık kaza olsa belki bu kadar yıkılmazdı. Artık hayattan umudunu kesmiş, Son 8 yılını acılar içinde kırmızı reçeteli morfinlerle kanserle boğuşarak geçirmişti.. İnancı güçlü biriydi Allah'tan tek istediği oğlunun öldüğü 20 mayısta ölebilmekti.
Teyzem öyle bir zamanda ölmüştü ki hem 20 mayısa hem bir cuma gününe hem de o cumanın bayram arifesi olduğu güne rastlamıştı..
İşte benim travmam tam da orada başlamıştı.
Bu nasıl bir tesadüftü gerçek olamazdı. Ne bilime sığardı ne diyalektiğe. Kafam darmadağın olmuştu. Bizim bugüne kadar öğrendiğimiz her şey boşuna mıydı.
Kesinlikle kafamda bu çelişkiyle yaşamak istemiyordum. Bunu yaparsam kendime olan saygımı iç dürüstlüğümü kaybederdim.Ya dogmatizme inanacaktım ya bilime. Birbirine zıt bu çelişkiyle yaşamak imkansızdı.
Böyle imkansız bir şey gerçekleşmişse bunun mutlaka bilimsel bir açıklaması olmalıydı. Ve ben ne yapıp yapıp bunun sırrını bulacaktım. Mecburdum. Yoksa tamamen sil baştan olup değişmeliydim.
En büyük olduğu için 11 kardeşine hem analık hem ablalık yapıyordu. Kardeşler arasında birlikteliği aralarındaki adil ilişkiyi yürütme görevini üstlenmişti. Hepsinin üzerindeki saygınlığını hiçbir zaman kaybetmemişti. O birinci ikinci üçüncü derece tüm akrabalarının civar köylerde yaşayan bütün tanıdıklarının Hayriye Ana'sıydı.
Ne var ki oğlu Ethem Kaya'nın 20 Mayıs 1980 katledilmesi onu yıkmıştı. Oğlunun ölümü Hastalık kaza olsa belki bu kadar yıkılmazdı. Artık hayattan umudunu kesmiş, Son 8 yılını acılar içinde kırmızı reçeteli morfinlerle kanserle boğuşarak geçirmişti.. İnancı güçlü biriydi Allah'tan tek istediği oğlunun öldüğü 20 mayısta ölebilmekti.
Teyzem öyle bir zamanda ölmüştü ki hem 20 mayısa hem bir cuma gününe hem de o cumanın bayram arifesi olduğu güne rastlamıştı..
Bu nasıl bir tesadüftü gerçek olamazdı. Ne bilime sığardı ne diyalektiğe. Kafam darmadağın olmuştu. Bizim bugüne kadar öğrendiğimiz her şey boşuna mıydı.
Kesinlikle kafamda bu çelişkiyle yaşamak istemiyordum. Bunu yaparsam kendime olan saygımı iç dürüstlüğümü kaybederdim.Ya dogmatizme inanacaktım ya bilime. Birbirine zıt bu çelişkiyle yaşamak imkansızdı.
Böyle imkansız bir şey gerçekleşmişse bunun mutlaka bilimsel bir açıklaması olmalıydı. Ve ben ne yapıp yapıp bunun sırrını bulacaktım. Mecburdum. Yoksa tamamen sil baştan olup değişmeliydim.
Olayı bilimsel açıdan araştırıp sorgulayıp incelemeden işin kolayına kaçıp Allah öyle istemiş deyip geçmek benim tarzım olamazdı.
Annem kalp rahatsızlığı geçirip tedavi olunca bende de aynı endişeler başladı bunu kafama takmıştım. Ve birgün kalp krızi geçirdim soğuk soğuk terliyor zor nefes alıyor sol kolum buz gibiydi. acil hastaneye yetiştirdiler. doktor belirtilere bakarak kalpkrızı geçirdiğimi kabul etti. Sonradan makinalardan çıkan sonuca bakınca yanılmışım senin kalbin sapsağlam panik atak olmuşsun dedi.
Bilinçaltı teorisiyle o zaman tanıştım. hem kendi durumumu hem teyzemin durumunu araştırmaya başladım. Bu çok uzun bir araştırma oldu. internetten Amerika'daki saygın üniversitelerin subconscious science denilen merkezlerinde bilinçaltıyla ilgili bazı makaleleri türkçeye çevirerek okuduklarım dahi oldu.
Ve sonunda Hayriye Teyzemin Nasıl öldüğünün Sırrını bulmuştum.
Size bunu bilimsel deyimlerle değil herkesin kolayca anlayacağı örneklerle anlatacağım.
Örnek: Bana kalp krizinin doktorların ayırt edemeyeceği kopyasını yaşatan bilinçaltımın gücüydü. panik atak rahatsızlığı bende 2 yıl kalmıştı. Sonrasında böbreklerimde bir rahatsız olduğunu kafama takmış iyice inanmıştım doktordan böbreklerimin sapsağlam olduğunu öğreninceye kadar on dakikaya bir tuvalete gidiyordum.
Örnek : Şınav çekmek istiyorsunuz başlamadan önce hedefinize 10 şınav koydunuz 9.da iyice yorulur 10 bittiği anda düşer kalkamazsınız. Eğer baştan kendinizi 20 şınava şartlandırsaydınız kendinizi 18 e kadar rahat çeker 20 yi zorla getirirdiniz.
Örnek: Uzun otobüs yolculuğundasınız işemeniz gerekiyor sıkıştınız ama ne zaman mola verileceğini bilmiyorsunuz. Gidip şoföre sordunuz bir saat sonra dedi. sıkışıklığınız birden son bulur rahatlarsınız. ama şoförün söylediği saat gelince son dakikalarda kendinizi zor tutarsınız
Örnek: Kilolusunuz zayıflamak istiyorsunuz. güvenilir saygın bir kaynaktan bir diyet formülü okudunuz size günde bir kilo baklava yemenizi, istediğiniz kadar et yemenizi ama her yediğinizde yanında bir bardak nar suyu içmenizi ve bir kaşık kuru kahve yutmanızı söyledi. normal aldığınızdan daha fazla kalori alsanız bile siz kerametin nar suyunda ve kuru kahvede olduğunu düşünecek inanacaksınız. inanmışsanız zayıflarsınız. Bu süre içinde bilinçaltınız metabolizmanızı hızlandırır ve daha sık nefes alıp sürekli terlersiniz.
Örnek : Bildiğiniz gibi ülkemizde binlerce yıldır kaybolmayan üfürükcülere muskacılara tedavi olma yöntemi var insanlar bunun faydasını görmese bu binlerce yıldır devamlılık kazanmazdı. insanlar o hocaya güveniyorsa kendilerini iyileştireceğini bilinçaltlarında inanmışsa O zaman o kişinin bilinçaltı devreye giriyor. vucudunda bulunan mekanizmayı çalıştırıyor ve hasta iyileşiyor. tıpkı baş ağrısı çeken birine verilen boş tabletin etkili olması gibi.
Hayriye Teyzem yattığı 8 yıllık süre boyunca Allah'a sürekli 20 mayısta ölebilmesi için dua etmiş kendini Allah'a eski sağlıklı zamanlarından daha yakın olduğunu düşünüyordu. Allah'a olan inancı güçlüydü. Çok acı çekmişti çektiği bunca acıya karşılık Allah'ın bu isteğini yerine getireceğine tam inanıyordu.
Daha önceki 20 mayıslarda da çok ölmek istemişti. ancak her defasında bedeninin fiziksel direnci bilinçaltına karşı koyabilmiş ölüm gerçekleşmemişti. Ama Son 20 mayısta o günün cumaya ve arifeye rastlaması Teyzemin ölüm isteğini yoğunlaştırarak bilinçaltının gücünü artırmıştı. fiziksel olarak vucudunun direnci de artık yıllar geçtikçe güçsüzleşmişti... Ve ben anladım ki Son 20 mayısta Hayriye Teyzem kendi kendini öldürmüştü . sonradan Öğrendim ki Bunlar tıp dilinde plasebo, nocebo, psikosomatik yani Bilinçaltının kalbe bedene müdahalesi deniyor
Yukarıda 5-6 tane örnek verdim. Kendi kendime uydurmadım. Hepsi yaşanıyor.
Kalp krizi sandığım panik atak gerçektir. Doktor bile ayırt edemedi. Beyin ölüyorum deyince vücut ölüyormuş gibi yapıyor.
Böbreğim hasta diye on dakikada bir tuvalete gitmem gerçektir. Doktor sapsağlamsın deyince aynı gün kesildi. Demek ki böbrek değil, kafa hastaymış.
10 şınav deyip 9 da yorulup düşmek, 20 şınav deyip 18 e kadar rahat gelmek gerçektir. Kas değil, beyin yoruluyor önce. Beyin baştan ne derse vücut onu yapıyor.
Otobüste sıkışıp şoföre sorunca rahatlamak gerçektir. Mola bir saat sonra deyince sıkışıklığın bitiyor. Çünkü mesane dolu değil, beyin dolu.
Boş hapla baş ağrısı geçmesi, üfürükçüyle muskacıyla iyileşmek gerçektir. İnsan inanırsa beyni kendi ilacını yapıyor. Binlerce yıldır sürüyorsa vardır bir kerameti.
İşte Hayriye Teyzem de böyle öldü. 8 yıl boyunca her gün Allah'a 20 Mayıs'ta öleyim diye dua etti. İnandı. Bedeni zaten güçsüz kalmıştı. Son 20 Mayıs Cuma'ya ve arifeye denk gelince inancı daha da arttı. Beyni vücuduna bırak komutu verdi. Vücudu da bıraktı.
Ben böyle buldum sırrını. Doktor olan varsa itiraz ederse tartışmaya açığım.
NOT: Bu yazımı okuyan bir doktor olursa zaten söylediklerimi kabul edecektir. Ben olayın bilimsel olarak artık böyle olduğunu biliyorum. Ancak herkes inanmak istediğine inanır buna saygı duyarım. Her zaman derim inanmak başka şeydir, öğrenip bilmek başka şey. yeter ki birbirlerine müdahale etmesinler
Gözün buralarda kalmasın teyzem biz de geliyoruz ışıklar içinde ol
Bülent Dündar
