
Telleri Ağlatan Adam: Mehmet Çankaya
Bu yazı, tanıdığım en büyük usta... Mehmet Çankaya içindir. Lütfen sonuna kadar okuyun.
Onlarca, yüzlerce sanatçı tanıdım. Ama onun gibi saz çalanı, enstrümanı konuşturanı, ağlatanı görmedim.
Benim için o sadece bir sanatçı değildi, çok sevdiğim bir abiydi.
Onu tanıdığımda 20 yaşlarındaydım. Eşme Güllü köyünde babamın işlettiği taşra gazinosunda çalıp söylüyordu. O çalarken söylerken ben kendimden geçerdim. Dalıp giderdim. Tellere dokunan parmaklarına bakıp söylediği o güzel şarkıları dinlerken adeta dünyam değişirdi.
Kimseyi incitmezdi. Herkese sevgiyle yaklaşan, kötü insanlara bile iyi niyetle bakan biriydi. Karıncayı bile incitmez, sadece kendisine zarar verirdi. Alkole çok düşkündü... Elbette kendince sebepleri vardı. Aşırı duyarlıydı, duygusaldı. Zaten öyle olmasa böyle güzel besteler yapabilir miydi? Bu kadar güzel çalıp söyleyebilir miydi?
Ben onu sazından sözünden bestelerinden çok gözlerinden tanıdım. Gözlerinde onun anlatmadığı yaşadıklarını orda henüz bestelenmemiş eserlerini dinledim.. Onlarca, yüzlerce sanatçı görmüştüm, onun gibisini görmedim. Çünkü o çalmıyordu, bağlamasıyla bütünleşip o susuyor bağlama söylüyordu.
Mehmet Çankaya.
1950'de Afyon'un Sandıklı ilçesinde başlayan bir hayat. Manisa İmam Hatip Ortaokulu sıraları, maddi imkansızlıktan yarım kalan lise... Önce sesi fark edildi. Manisa'da bir mevlüthan olarak ünlenmişti. O güzel ses, dostlarının itmesiyle 17 yaşında Türk Halk Müziği'ne döndü yüzünü. Önce Kabzlı Doğan Fidan'dan, sonra İzmir'de üstad Bekir Sıtkı Sezgin'den makam dersleri aldı.
Sonra İstanbul yolu göründü. Muhlis Akarsu'nun el vermesiyle 1968'de ilk plakları çıktı: “Nokta Nokta Ayşem” ve “Talihsizim Ta Ezelden”. Ardından “Kısmet Değilmiş”, “Sen Benim Kalbimi Yaz Boz Mu Sandın”... Tam 10 plak. Bir şöhretin kapısı aralanmıştı.
O plakların arkasında kimler yoktu ki? Daha sonra zirveye çıkacak olan Arif Sağ, Orhan Gencebay gibi devler, o günlerde onun plağında saz çalıyordu. Gün geldi, o devler için “Mehmet Çankaya bana sazıyla eşlik etmezse sahneye çıkmam” diye kapris yapan assolistler bile oldu. Bergen, Dilberay, Müslüm Gürses, Necla Ertaş... Hepsinin arkasında yıllarca o vardı.
Ama hayatın ayarı yoktu işte.
Adamı bir anda kah çıkarır gökyüzüne seyrettirir alemi, kah indirir yeryüzüne alem seyreder seni.
Mehmet Abi, yukarıdan aşağıya gidenlerdendi. İyi niyetliydi. Fazla iyi niyetli.
Karıncayı bile incitmez, sadece kendine zarar verirdi. O kadar hassas, o kadar duygusaldı ki... Zaten öyle olmasa o besteler çıkar mıydı? O teller öyle ağlar mıydı?
Mutsuz bir evlilik yaptı. Mustafa ve Erdem adında iki oğlu oldu. 3 yıl sürdü. Sonra Türkiye yolları, pavyonlar... Tam 30 yıl. O arada zurnayı bile öğrendi. Hiçbir bestesini repertuara vermedi. 55 bestesi, güftesi vardı. Plak şirketlerinin kapısını çaldı. “Seni sonra ararız” dediler. Gizlice kaydettiler. Sonra bir baktı, kendi sözleri, kendi yanık türküleri başka isimlerle başkalarının kasetlerinde çalıyor. HEP KANDIRILDI.
Her ay yevmiyesinden 3 gün kesiyorlardı. “Sigorta” diyorlardı. 47 yıllık müzik hayatında bir gün bile priminin yatmadığını çok sonra öğrendi. Sosyal güvencesi hiç olmadı.
Uşak'a yerleşti. Plak piyasası ölünce düğünlerde çalmaya başladı. İçki, en sadık arkadaşı oldu. Elbette kendince sebepleri vardı. Kırgınlıkları vardı.
Unutamadığı bir kurşun yarası bile vardı. 12 Eylül öncesi, Hatay Soğukoluk'ta, fuhuşun, silahın, mafyanın kol gezdiği bir pavyonda... İstek üzerine “Çırpınırdı Karadeniz”e başlamış. Birisi belindeki çifte silahı gösterip “Anam avradım olsun bu şarkıyı söylersen vururum, Aldırma Gönül’ü söyleyeceksin” demiş. “Aldırma Gönül”e dönünce ortalık karışmış, pavyon savaş alanına dönmüş. Kulise kaçarken sol ayağından vurulmuştu. “Aldırma Gönül” dedi, kurşunu yedi.
Hayatının son yıllarında 65 yaşındaydı. 85 yaşındaki anasının üç aylığıyla yaşamaya çalışıyordu. Gözlüğünü iple bağlayıp, orasını burasını tamir ederek takıyordu. Sinüzit ameliyatı olması gerekiyordu, parası ve güvencesi olmadığı için olamıyordu. İzmir'e yerleşen evlatları arayıp sormuyordu artık. Bir zamanlar ismi için kapris yapılan o dev isimlere uzaktan, özlemle bakıyordu.
Ve 67 yaşında, Uşak'ın yetiştirdiği o usta ses, o sazı konuşturan adam sessizce göçtü gitti bu dünyadan. Cenazesi Yılancı Camii'nden kalkıp Asri Mezarlığa defnedildi.
Geride ne kaldı?
Bir zamanlar gazinoların neonlarında parlayan bir isim değil. Benim gibi birinin kalbinde kalan o görüntü kaldı. Tellerine dokunan parmaklar, söylediği o güzel şarkılarla dalıp giden bir genç...
Kimseyi incitmeyen, herkese sevgiyle bakan, kötüye bile iyi niyetle bakan bir adamın hikayesi kaldı.
Işıklar içinde kendi şavkında olsun. Sazı bu dünyada ağladı orda gülsün güldürsün
Bülent Dündar

