
CİA 'ÖLDÜR' DEDİ, O SEVİŞMEYE GİTTİ - FİDEL CASTRO MARİTA LORENZ AŞKI
Yorumlayan: Bülent Dündar
Fidel Castro 90 yaşında öldüğünde, 2016 yılında dünya ikiye bölünmüştü. Küba'da günlerce yas tutuldu, Miami'de ise sokaklarda kutlamalar yapıldı.
Ama New York'un Queens semtinde, 70'li yaşlarında küçük bir evde yaşayan bir kadın vardı ki, haberle birlikte dünyası başına yıkıldı. O kadın, Castro'nun hayatındaki en büyük ve en yasak aşklarından biri olan Marita Lorenz'di. Oğlu Mark Lorenz o gün annesi için "İlk aşkının öldüğünü öğrendi ve sarsıldı" diyecekti.
Peki kimdi bu Marita Lorenz?
Takvimler Şubat 1959'u gösteriyor. Küba'da devrim yeni olmuş. Henüz 19 yaşında, Alman asıllı Amerikalı bir genç kız Marita. Babası çok zengin, MS Berlin adlı lüks bir cruise gemisinin sahibi. Gemi Havana limanına demirliyor.
Bir anda liman hareketleniyor. Üniformalı adamlarla dolu bir hücum bot, gemiye doğru son sürat geliyor. İçinden en önde, en uzun boylu, sakallı bir adam atlıyor. O adam 33 yaşındaki yeni lider Fidel Castro.
Marita o anı yıllar sonra 'CIA Declassified' belgeselinde şöyle anlatıyor: "33 yaşındaydı, gözleri ışıldıyordu. Üniforması, sakalı, o karizması... Ve işte o an, ben ona aşık oldum."

Castro da o genç kızı fark ediyor. Birkaç gün sonra Marita New York'a dönüyor ama mektuplar ardı arkası kesilmiyor. Castro bizzat davet ediyor: "Tekrar gel."
19 yaşındaki kız dayanamıyor ve tekrar Küba'ya uçuyor. Kendini bir anda Havana Hilton Oteli'nin 24. katındaki 2420 numaralı süitte buluyor. O süit, Castro'nun devrimden sonraki karargahı.
Aralarında büyük bir aşk başlıyor. O kadar büyük ki, sadece iki ay sonra Marita hamile olduğunu öğreniyor. Castro baba olacağını duyunca çok seviniyor.
Ama o mutluluk çok kısa sürüyor. Marita bir gün bir bardak süt içiyor ve bir anda kendinden geçiyor, bayılıyor. Gözlerini birkaç saat sonra açtığında, yatakta ağır hasta yatıyor ve karnındaki bebek yok. Yedi aylık hamileydi.
Marita o günden sonra hep aynı şeyi söyleyecek: "CIA bana ilaç verip bebeğimi benden çaldı." Kimileri düşük yaptı diyor, kimileri Havana'da zorla kürtaj yapıldı diyor. 1993'te Vanity Fair dergisinde çıkan bir belgeye göre Havana'da kürtaj olmuş ve komplikasyon nedeniyle New York'ta tedavi görmüş. Ama gerçek ne, bugün bile sır.
İşte kırılma noktası burası oluyor.
Marita perişan halde New York'a dönüyor. Annesi de o yıllarda Amerikan istihbaratı için çalışan biri. Annesi ve CIA ajanları Marita'nın beynini yıkamaya başlıyor: "Bunu sana Fidel yaptırdı. O bir canavar. Sadece Amerika için değil, senin için de tehlikeli. Onu öldürmelisin. Onun yatak odasına tekrar girebilecek tek kişi sensin. Bebeğinin intikamını al."
Genç kız inanıyor. Acısı, öfkesi aklının önüne geçiyor.
Ocak 1960. Marita Miami'ye çağrılıyor. Karşısında ileride Watergate skandalının hırsızlarından biri olarak ünlenecek olan Frank Sturgis var. Sturgis ona içinde zehirli haplar olan bir kutu uzatıyor. Plan çok basit: Havana'ya gideceksin, hapı Castro'nun suyuna ya da yemeğine atacaksın ve sessizce çıkıp geleceksin. Kimse seni suçlayamayacak.
Marita kabul ediyor. Hapları gümrükte yakalanmamak için yüz kremi kutusunun içine saklıyor ve tekrar Küba'ya, Castro'nun yanına gidiyor. Her şey tıkır tıkır işliyor. Yine aynı çatı katındalar. Castro karşısında, hiç şüphelenmiyor.
Marita mutfağa gidiyor, krem kutusunu açıyor ve bir bakıyor ki, nemden ve sıcaktan zehirli haplar kremin içinde eriyip gitmiş. İşe yaramaz hale gelmiş. Panikliyor. Koşa koşa banyoya gidip o kremli zehiri sifona dökmek istiyor. Ama bu telaşlı hali Castro'nun gözünden kaçmıyor.
Castro durumu anlıyor. Ve tarihe geçecek o an yaşanıyor.
Marita'nın anlattığına göre: "Bir anda belindeki tabancayı kılıfından çıkardı. Beni vuracak sandım, gözlerimi kapattım. Ama o silahı bana uzattı. Ağzında purosu vardı, bir nefes çekti ve gözlerini kapattı. Bana dedi ki: 'Beni öldürmeye mi geldin?' Kendini tamamen savunmasız bıraktı. Çünkü biliyordu, onu öldüremeyeceğimi biliyordu. Beni hala seviyordu ve ben de onu hala seviyordum."
Marita ağlayarak tabancadaki kurşunları çıkarıp yere atıyor ve Castro'nun boynuna sarılıyor. CIA'in o büyük suikast planı, o gece o odada, bir aşkın kollarında bitiyor. Ve evet, o gece tekrar sevişiyorlar.
Frank Sturgis yıllar sonra 1993'te Vanity Fair'e verdiği röportajda itiraf edecekti: "Fidel'i zehirlemesi için onu ikna etmeye çok yaklaştım. Neredeyse başarıyorduk. Ama geri adım attı. Çünkü o kıza aşıktı, kız da ona."
Marita Lorenz daha sonra hayatı boyunca CIA için çalıştırıldı, birçok operasyona sokuldu. Hatta Kennedy suikastıyla ilgili de ismi geçti. Ama hiçbir zaman o geceyi unutamadı. İlk aşkını, eline silah tutuşturulup öldürmesi istenen o adamı.
Bazen tarih, kitaplarda yazdığı gibi değildir. Bazen bir suikast, bir aşk yüzünden yarım kalır.










