ŞARAP TANRISI VE KÖYLÜ İKARİOS'UN DENİZLİ GÜNEY'DEKİ ACI EFSANESİ


ŞARAP TANRISI VE KÖYLÜ İKARİOS'UN DENİZLİ GÜNEY'DEKİ ACI EFSANESİ

Nysa Dağı... Yani Menderes Çayı'nın hemen kıyısındaki o sıradağların eteklerinde, Güney'in ilk bağlarının olduğu yerde İkarios adında bir adam yaşardı. Toprağı seven, misafiri seven bir adam.

Bir gün Nysa'dan aşağı inen genç bir yolcu, kapısını çalar. Susamıştır. İkarios, hiç sormadan buyur eder, ekmeğini, suyunu paylaşır.

O yolcu, Şarap Tanrısı Dionysos'un ta kendisidir. Çal'dan, Yenice'den, Pamukkale'den beri dolaşmakta, şarabı insanlara öğretmektedir. İnsan haliyle ilk kez üzümden şarap yapmış, Ortaköy'de Dionysopolis adında bir kent kurmuştur.

İkarios'un gönlüne bakar ve der ki: "Sen bana insan gibi davrandın, ben de sana tanrıların sırrını vereceğim."

Sırtındaki tulumdan kıpkırmızı bir içecek doldurur. "Buna şarap denir. Azı neşedir, çoğu deliliktir. Al, çoğalt ve paylaş."


İkarios sevinçten uçar. Ertesi gün tulumu alır, Bekilli'ye, Çal'a, Güney pazarına koşar. "Müjde! Nysa Dağı'ndan tanrı bize hediye gönderdi!" diye bağırır. Bütün çobanlara, bütün komşulara birer tas doldurur.

Fakat köylü daha önce hiç şarap içmemiştir. Bir tas içince başları döner, dilleri dolaşır, yere düşerler.

İçlerinden biri korkuyla bağırır: "Zehir! Bu adam bizi zehirledi!"

Kalabalık bir anda canavara dönüşür. Daha dün ekmek bölüştükleri İkarios'u, tanrının sırrını getiren adamı, bağın ortasında taşlarla, çapalarla öldürürler.


Akşam olur. Kızı Erigone ve sadık köpeği Maira babasını aramaya çıkar. Babasını asmaların arasında kanlar içinde bulur. Erigone, o acıya dayanamaz ve babasının mezarının başındaki en ulu meşe ağacına kendini asar.

Ertesi sabah Nysa Dağı'ndan inen Dionysos, manzarayı görür. İlk öğrencisi öldürülmüştür. Hediyesi kana bulanmıştır.

Ve tanrı öfkelenir.

O yıl Menderes Vadisi'ne lanet çöker. Asmalar kurur, şarap ekşir. Vadideki bütün genç kızların içine Erigone'nin hüznü gibi bir hüzün çöker. Atina'dan Ankara'ya kadar tüm Yurtta olduğu gibi, burada da delilik başlar.

Ankara'da Atina'da istanbul'da Köylüler kahinlere, bilgelere danışır. Cevap aynıdır: "Lanet, İkarios ve kızı onurlandırılana kadar kalkmayacak."

Bunun üzerine Ülkenin heryanından gelenler Güneyli, Çallı, Bekillili ilk defa bir araya getirirler. İkarios'un mezarı başında ilk ayini yaparlar. İlk salıncağı o meşe ağacına kurarlar. Genç kızlar salıncakta sallanarak Erigone'yi anarlar. Sezonun üzümünü ezerek, ilk şarabını toprağa dökerek "Affet bizi" derler.


İşte o gün kurulan o salıncak ayini, bugün hala Güney'de Çal'da yapılan Bağbozumu Festivali'nin ta kendisidir. O salıncakta sallanan kızlar, Erigone'nin ruhudur.

O günden sonra Dionysos'un laneti kalkar ama vasiyeti kalır: "Bu topraklar, yani Çal, Bekilli, Güney, sonsuza kadar şarap tanrısının toprağı - Dionysopolis olarak kalacaktır. benim şarabımdan içen asla yalan söylemeyecektir"

Ve o günden sonra bu topraklarda her bağbozumu hem düğündür hem ağıt. Her zeybek oynayışı, hem o ilk cinayetin yasını tutar, hem tanrının hediyesine şükreder.

Zeybeklerin fıçı içinde yaptığı o Şapana oyunu da işte bu ayinden kalmadır.
Bu oyun, kökenini antik çağlardan ve Anadolu'nun köklü tarım kültüründen alan, doğrudan üzüm hasadı ve şarap/pekmez yapımı ritüellerini sahneye taşıyan tematik bir zeybektir.

Tarihçi ve edebiyatçı Halikarnas Balıkçısı'nın aktarımlarına göre oyun 3 aşamadan oluşur.

1.Meydanı Dolaşma: Efelerin kollarını açarak heybetle alanı gezinmesi ve bağları selamlaması.

Üzüm Toplama: Bağdan üzüm salkımlarını koparıp diz üstüne çökerek hayali sepetlere yerleştirme hareketleri.

Fıçı İçinde Ezme:
Sepetteki üzümlerin fıçılara (veya ezme teknelerine) doldurularak ayakla ezilmesini ve suyunun çıkarılmasını simgeleyen ritmik ayak ve zıplama figürleri.
 

Özellikle Uşak ve Denizli gibi İç Ege bölgelerinde eski dönemlerde düğünlerde, eğlencelerde ya da bağ bozumu dönemlerinde gerçek bir fıçının içine girilerek ya da fıçı etrafında bu ayak figürleri (şapana adımları) atılarak sergilenirdi. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş olsa da geleneksel halk oyunları derlemelerinde özgün bir ritüel zeybeği olarak kayıtlarda yer almaktadır.   

ŞARAP TANRISI NİÇİN BU TOPRAKLARDA DOĞDU?


Şarap tanrısı Dionysos'un nerede doğduğu 3000 yıldır tartışılır. Homeros, Hesiodos, Apollodorus ve Ovideus gibi bütün antik yazarlar tek bir yerde birleşir: Nysa Dağı'nda.

İşte o Nysa Dağı, başka bir yer değil, bizim Güney'in altındaki o sıradağların ta kendisidir. Menderes Çayı'nın doğduğu, Büyük Menderes'in kıvrılarak Ege'ye indiği yerekadar  o verimli havza.tüm sıradağların adıdır.

Niye burada? Çünkü Dionysos bir Trak-Frig tanrısıdır. Anası Semele, babası Zeus'tur. Efsaneye göre Zeus, Semele'yi yıldırımlarından korumak için onu Nysa Dağı'ndaki bir mağarada saklar ve Dionysos'u orada, kendi baldırında büyütür. Çocukluğunu da Nysa Dağı'nın perileri, Hyadesler ve Silenoslar büyütür. Yani Dionysos bu dağlarda, bu asmaların arasında doğmuştur.

Bu yüzden bu topraklar antik çağdan beri şarap tanrısının toprağıdır. Çal'ın Ortaköy'de kurulan Dionysopolis, yani "Şarap Tanrısının Kenti", MÖ 3. yüzyıldan beri haritalarda vardır. Çal, Bekilli ve Güney üçgeni, Phrygia'dan beri 4000 yıldır kesintisiz bağcılık yapılan dünyadaki ender yerlerden biridir. Toprağın kireçli yapısı, Menderes'in esintisi, kalecik Karası, Shiraz'ı, Öküzgözü'nü dünyanın en aromalı üzümü yapar.

Ve bu topraklarda her bağbozumu, sadece bir hasat değil, Dionysos adına yapılan 3500 yıllık bir ayindir. Fıçı içinde ezilen her üzüm, tanrının doğumunu yeniden canlandırır.

Bülent Dündar   
GÜNEY'İN ZEYBEK ŞARAPLARI VE ŞARAP TANRISI DİONİSOS EFSANESİ  okumak için tıklayın


Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !