ANKARA'NIN MOGAN GÖLÜ EFSANESİ

 


ANKARA'NIN MOGAN GÖLÜ EFSANESİ

Çok eski zamanlarda, Ankara'nın güneyinde, bugünkü Gölbaşı'nın olduğu yerde kocaman bir ova varmış. Ova değil sanki cennet. Buğday sarı, gelincik kırmızı, rüzgar tatlı esermiş. Ortasında küçük bir köy. Köyün adı yokmuş efsanede, ama herkes birbirini tanırmış.

O köyde iki çocuk büyümüş birlikte.

Biri Monza. Köyün en güzel kızı. Saçları gece gibi siyah, gözleri Mogan'ın bugünkü suyu gibi yeşil-mavi, sesi bülbül gibi. Anası yok, babası sert bir adam.

Diğeri Ganey. Köyün en yiğit delikanlısı. Omuzları geniş, yüreği daha geniş. Atı rüzgardan hızlı, sözü namustan keskin. Babası da obanın ağası gibi.

Çocukken aynı çeşmeden su içerlermiş. Aynı tarlada koşar, aynı söğüt ağacının altında uyurlarmış. Büyüdükçe bu arkadaşlık aşk olmuş. Öyle bir aşk ki, dillere destan. Biri olmadan biri nefes alamaz olmuş.

Monza Ganey'siz yapamaz, Ganey Monza'sız uyuyamaz.

Gün gelmiş, Ganey anasını göndermiş Monza'yı istemeye. "Kızını oğluma ver" demiş.

Monza'nın babası karşı çıkmış. "Vermem" demiş. "Sizin obanız başka, bizim obamız başka. Düşmanız sizle."

Ganey'in babası da aynı. "O kız bizim eve gelin olamaz. Onlar bize düşman."

İki aile, iki oba, yılların kini. Çocukların tertemiz aşkını görmemişler.

İki genç yalvarmış, ağlamış, diz çökmüş. "Yapmayın" demişler. Dinleyen olmamış.

Sonunda töre keskin. İki aile toplanmış, karar vermiş: "Bu iki genci ayıralım. Monza'yı başka köye gelin verelim, Ganey'i de uzak bir obaya gönderelim. Birbirlerini unutsunlar."

O gece, o kara gece, köyde fırtına kopmuş.

Monza evinden kaçmış. Ayağında çarık yok, başında yemeni yok. Koşmuş, koşmuş, köyün arkasındaki Kavacık Tepesi'ne çıkmış. Orada bir taşa oturmuş.

Ganey de aynı gece kaçmış. Ama haberi yok Monza'dan. O da öbür taraftaki Yavrucak Tepesi'ne çıkmış. İki tepe karşıya, arasında kocaman boş bir çukur.

İki genç birbirinden habersiz, iki ayrı tepede, aynı anda ağlamaya başlamış.

Monza ağlıyormuş: "Ganey... Ganey... neredesin..."

Ganey ağlıyormuş: "Monza... canım... kurban olduğum..."

Bir gün ağlamışlar, iki gün ağlamışlar. Köylüler aramış bulamamış.

Bir hafta ağlamışlar. Gözleri kan çanağı olmuş.

Bir ay ağlamışlar. Sesleri kısılmış.

Bir yıl ağlamışlar . Tepeden inememişler. Ne yemek yemişler ne su içmişler, sadece gözyaşı içmişler.

Gözyaşları tepeden aşağı süzülmüş önce ince bir dere gibi. Sonra çoğalmış. Taşları yosun tutmuş gözyaşından.

İkinci yıl dolmuş. Hala ağlıyorlar. Monza'nın gözyaşları bir ırmak olmuş, Ganey'in gözyaşları bir ırmak daha.

İki ırmak aşağıdaki çukura akıyor, orada birikiyor.

Üçüncü yıl, beşinci yıl, sekizinci yıl...

Tam 8-10 yıl hiç durmadan ağlamışlar diyor efsane. Sekiz yıl boyunca iki tepenin başından aralıksız gözyaşı akmış.

Aşağıdaki çukur dolmuş, dolmuş, dolmuş... Kocaman bir göl olmuş.

Turkuaz, berrak, içinde söğütlerin yansıdığı, sazlıkların olduğu bir göl.

Köylüler bir sabah uyanmış, bakmışlar ovada kocaman bir göl var. Şaşırmışlar.

İki tepeye çıkmışlar, bakmışlar ki Monza ve Ganey orada taş kesilmiş gibi oturuyor, hala ağlıyor ama artık gözlerinde yaş kalmamış, kurumuş.

İki gencin gözyaşlarından oluşan göle bakmışlar.

Biri demiş: "Bu Monza'nın gözyaşı."

Öbürü demiş: "Bu Ganey'in gözyaşı."

İkisini birleştirmişler: Mo + Gan = MOGAN.

O günden beri o gölün adı Mogan kalmış.

Derler ki Mogan Gölü'ne geceleri gidersen hala iki tepenin rüzgarında ağlama sesi duyulurmuş. Söğüt ağaçları hışırdar, su perisi gibi bir kız beyaz elbisesiyle kıyıda oturur, karşı kıyıda bir delikanlı silueti bekler.

Gölün suyu biraz tuzludur, çünkü gözyaşından oluşmuştur.

Monza ve Ganey hayattayken kavuşamamış ama gözyaşları yüzyıllardır birbirine karışıp kavuşmuş. Gölbaşı'nda her dalga bir kavuşma, her sazlık bir ah.

İşte Mogan Gölü böyle doğmuş - aşktan, gözyaşından, kavuşamamaktan.  Bülent Dündar



Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !