TÜTÜN TANRISI MAXIMÓN'UN SERÜVENLERİ Patron Gelini baştan çıkarıyor



TÜTÜN TANRISI MAXIMÓN'UN SERÜVENLERİ 
Patron Gelini baştan çıkarıyor


Fide kurtulmuştu. Ama tütün daha tarladaydı.

Şirketin tarlası boş kalmıştı. Bu yüzden müdür başka bir oyun oynadı. Dedi ki: "Tamam fideyi siz kazandınız. Ama tütünü kurutmak için kasnak lazım. Kurutmak için sera lazım. Sizin seranız yok. Bizim var. Gelin bizim serada kurutun, biz de ucuza alalım."

Bu oyunu Ixchel biliyordu. Eşme'de de böyle yaparlardı. Köylünün kilimi vardır ama ipliği alacak parası yoktur, tezgahı yoktur. Şirket der ki "Benim tezgahımda doku." Sonra kilim şirketin olur.

Kooperatif kabul etmedi. Kendi kasnak ve serarlarını kendileri yaptılar. Söğüt dallarından, çamurdan. Tütünleri serdiler. Günlerce beklediler. Tütün sarardı, kızardı, kurudu. Mis gibi koktu.

O zaman şirket son kozunu oynadı. Artık köydeki müdür değil, ta uzaktaki beyaz kulelerdeki büyük patronlar geldi.

Beyaz kuleler camdandı. Orada tütün tarlası yoktu. Sadece masalar, kravatlar, hesap makineleri vardı. Orada oturanlar toprağı bilmezdi. Sadece fiyatı bilirlerdi.

Büyük patronun adı Don Ignacio'ydu. Yanında oğlu ve gelini vardı. Oğlu şirketin avukatı, gelini ise şirketin hissedarı. Gelinin adı Sofia. 28 yaşında. Sarışın, uzun boylu, dudakları kırmızı, gözleri yeşil. Kocası onu tarlaya değil, toplantıya götürürdü. Çünkü Sofia güzeldi ama şirketin gözünde o da bir maldı. sermayeli paralı değerlibir maldı sofia nın babasından çok büyük miras kalmıştı çünkü kendisinekendisine "Susun, oturun, imzalayın" derlerdi. O denileni yapardı sadece.parayla tüm amaçlarına ulaşabildiği için üniversiteye gitmeye bile gerek duymamıştı. patronun ve oğlunun gözünde çok pahalı ve kaliteli bir binek atından farksızdı.

Don Ignacio köye geldi. Toplantı kurdu. Dedi ki: "Bu tütünü sizden 10 liraya alırım. Başka alıcı yok zaten. İsterseniz çürüsün."

Ixchel ayağa kalktı: "10 lira değil, 40 lira. Çünkü bu tütün imeceyle yetişti. İçinde sevgi var."

Don Ignacio güldü: "Sevgi para etmez."

O gece Maximón beyaz kulelere gitti.

Maximón kulelere kapıdan girmez. Dumandan girer. Havalandırmadan, puro dumanından, viski kadehinin buğusundan girer.

O gece Sofia odasında yalnızdı. Kocası yine toplantıdaydı. Sofia aynanın karşısında soyunuyordu. Üstündeki pahalı elbiseyi çıkardı. İç çamaşırları siyah danteldi. Vücudu bembeyazdı, tarlada çalışan kadınlar gibi yanmamıştı. Ama kalbi de tarla gibi kuruydu. Çünkü kimse ona dokunmazdı sevgiyle, herkes ona bakardı mal gibi.Güzelliği ile şirkette çalışan tüm erkeklerin hayallerini süslüyordü,hatta kadınların bile.



O anda odanın köşesinde bir duman belirdi. Dumandan şapkalı bir adam çıktı. Başında şapka, şapkanın üstünde yanan bir mum, ağzında puro. Gözleri hem çok yaşlı hem çok genç.

Sofia korkmadı. Çünkü Maximón korkutucu değil, muzipti.

"Kimsin sen?" dedi.

"Ben senin kocanın korktuğu adamım" dedi Maximón. "Ben tütünün dedesiyim."

Sofia güldü. "Dede mi? Sen dede gibi durmuyorsun."

Maximón yaklaştı. Puro dumanını üfledi. Duman Sofia'nın boynuna dolandı. Sofia'nın tüyleri diken diken oldu. Bu duman tütün kokmuyordu, toprak kokuyordu, yağmur kokuyordu.birden vucudunda bir şeylerin değiştiğini farketti çok hoş birşeydi bu.

"Senin kocan seni neden tarlaya götürmüyor?" dedi Maximón.

"Çünkü ben patronun geliniyim, tarlada işim yok" diyor.

"Yalan. Çünkü tarlada kadınlar özgür. Sen özgür olursan şirketin malı olmaktan çıkarsın diye korkuyor."

Maximón elini uzattı. Sofia'nın bileğindeki altın bileziğe dokundu. Bilezik sıcaktı.

"Bu bilezik kaç tütün yaprağı eder biliyor musun? yüzbin bin yaprak. yüz bin yaprağı bir kadın bir ayda dizer. Sen bir ayda ne yapıyorsun?"



Sofia sustu. İlk defa biri ona bunu sormuştu.

Maximón devam etti: "İxchel'i gördün mü? Elleri çatlak, ama gözleri parlıyor. Senin ellerin yumuşak, ama gözlerin sönük. Hangisi daha güzel?"

Sofia o anda ağladı. Makyajı aktı. Ama Maximón silmedi. Sadece baktı.

"Ben sana bir şey teklif edeceğim" dedi Maximón, o muzip gülüşüyle. "Ben seni baştan çıkarmayacağım. Zaten sen baştan çıkmışsın. Paraya, altına, beyaz kulelere. Ben seni baştan çıkaracağım - tarlaya, toprağa, imeceye."

Sofia'yı öpmedi. Sadece puro dumanını onun dudaklarına üfledi. Duman tatlıydı, acı değildi. Sofia'nın dudakları titredi. bu dokunmadan yakınlaşma bile öyle bir haz verdi ki böyle bir şeyi hayatı boyunca hissetmemişti ne kocasıyla ne önceki sevgilileriyle

"Yarın toplantıda baban 10 lira diyecek. Sen ne diyeceksin?"

"20 lira" dedi Sofia fısıldayarak.

"20 değil" dedi Maximón kulağına eğilip, sesi hem dede hem sevgili gibi tahrik edici bir tonla , "40 lira. Çünkü içinde senin de emeğin olacak. Yarın sen de tarlaya geleceksin. Diz çökeceksin. Tütün dizeceksin. O zaman anlayacaksın bu tütün neden kutsal."

Ertesi gün toplantı oldu.

Don Ignacio yine "10 lira" dedi.

Herkes sustu. Ixchel itiraz edecekti.

Ama ondan önce Sofia ayağa kalktı. Üstünde pahalı elbise yoktu. Dün geceden kalma sade bir beyaz gömlek, altı çamurlu bir pantolon. Saçları dağınık. Gözleri kırmızı ama canlı.

"Baba" dedi, "10 lira değil. 40 lira."

Salonda buz gibi oldu.

"Ne diyorsun sen kızım?"

"Dün gece tarlaya gittim" dedi Sofia. Sesi titriyordu ama keskindi. "Ixchel bana tütün dizmeyi öğretti. Bir saatte sadece 200 yaprak dizebildim. Ellerim yara oldu. O kadınlar günde 20000 yaprak diziyor. 10 lira onların emeğine ihanettir. Ben bu şirketin hissedarı olarak 40 lira teklif ediyorum. Ve bu tütünü biz değil, onlar satacak. Biz sadece aracı olacağız."

Don Ignacio şok oldu. Oğlu bağıracaktı.

O anda Sofia'nın cebinden bir duman yükseldi. İncecik, bembeyaz. Maximón'un dumanı. Duman toplantı masasının üstünde bir harita oldu. Tikal'den Montana'ya giden duman yolu. Ama artık ortasında karanlık yoktu.

Don Ignacio o haritayı görünce sustu. Çünkü o da dedesinden duymuştu, ilk plantasyonu kuran atası nasıl köylüleri zincirlemişti. O hikayeyi unutmuştu.

Maximón o gün kimseyle yatmadı . Çünkü onun baştan çıkarması yatakla ilgili değil, akılla ilgiliydi. Sofia'yı yatağa değil, tarlaya çekti. Ve bu, şirketin gelinini kazanmanın en erotik haliydi. Çünkü gerçek erotizm, özgür bir kadının tarlada terlemesidir.

O gün anlaşma imzalandı. Tütün 40 liradan, kooperatifin adıyla, imece damgasıyla satıldı.

Beyaz kuleler yıkılmadı. Ama artık camları toprağa bakıyordu.

Maximón Atitlán'daki odasında iki puro yaktı. Biri Ixchel ve Tatanka için, biri Sofia için. Üç duman birleşti.

Ve dedi ki:

"Beyaz kulelerin gelinini de aldık"

Sofia o gün 40 liraya imza attıktan sonra beyaz kulelere dönmedi.

Don Ignacio masada kaldı. Oğlu avukat bağırdı: "Sen delirdin mi? 40 lira nedir? Şirket batar!"

Sofia pantolonundaki çamuru gösterdi: "Batan şirket değil, senin vicdanın. Ben bir saatte 20 yaprak dizebildim. Ellerim bak" dedi, avuçlarını açtı. Avuçları kıpkırmızı, tütün reçinesinden sararmış, küçük kesiklerle doluydu. O pahalı manikürlü eller gitmiş, yerine gerçek bir kadının elleri gelmişti.

O gece Sofia köyde kaldı. Kooperatifin kadınları ona bir yatak verdiler. Yatak dediysem, Eşme'de olduğu gibi yer yatağı. Altında hasır, üstünde tütün yapraklarının yanında bir yün yatak 

Ixchel ve Tatanka da oradaydı. Üçü aynı odada, üç ayrı yatakta. Ortada küçük bir ateş. Ateşin üstünde Maximón'un mumundan düşen kül duruyordu, sönmüyordu.

Sofia uyuyamıyordu. Çünkü ilk defa vücudu yorulmuştu ama ruhu uyanıktı. Beyaz gömleğini çıkardı. Altında sadece siyah dantelli sütyeni ve külotu kalmıştı. Tarlada giydiği beyaz gömlek terden sırılsıklamdı, kokuyordu. Ama bu koku parfüm gibi değildi, toprak gibiydi. Sofia o kokuyu içine çekti.



Ixchel uyumuyordu, onu izliyordu.

"Utandın mı?" dedi Ixchel.

"Hayır" dedi Sofia, "İlk defa utanmıyorum. Beyaz kulelerde her gün soyunurdum kocamın karşısında, ama o bakmazdı. Mal gibi bakardı. Şimdi tarlada terledim, çamur oldum, ama ilk defa kendimi güzel hissediyorum."

O anda odanın köşesinden bir duman yükseldi. Maximón geldi. Ama bu sefer tek başına değildi. Yanında iki kişi daha vardı, dumandan yapılmış.

Biri Don Ignacio'nun oğlu, Sofia'nın kocası. Diğerinin yüzü yoktu, sadece bir gölge.

Maximón konuştu, sesi yine hem dede hem çocuk gibi:

"Sofia, sen bugün şirketi değil, kendini kurtardın. Ama bir şeyi unuttun. Senin kocan seni aldatıyor."

Sofia dondu. "Ne?"

Maximón dumanla yaptığı kocasının suretine üfledi. Duman suret birden canlandı. Odanın içinde Sofia'nın kocasının sesi duyuldu, başka bir kadınla konuşuyordu, beyaz kulelerdeki sekreteriyle. "Sofia tarlaya gitti, aptal köylü oldu, ben de sonunda özgürüm" diyordu.

Sofia'nın gözleri doldu ama ağlamadı. Çünkü Maximón'un efsanesindeki en eski ceza hikayesini hatırladı. Orijinal efsanede ne yapardı Maximón? Aldatanı cezalandırmak için sevgilisinin kılığına girerdi.

Maximón Sofia'ya baktı: "İster misin onu cezalandırayım? Orijinal hikayedeki gibi, onun sevgilisinin kılığına girip onu delirteyim?"

Sofia başını iki yana salladı. "Hayır. Ben intikam istemiyorum. Ben adalet istiyorum."

Maximón gülümsedi. İşte bu yüzden Sofia'yı sevmişti. Çünkü diğer kadınlar intikam isterdi, Sofia imece istedi.

"O zaman başka bir oyun oynayacağız" dedi Maximón. "Senin kocanın en büyük korkusu ne biliyor musun? Fakir olmak. Tütün tarlasında çalışmak zorunda kalmak. Biz de onu tarlaya getireceğiz."

Ertesi sabah Don Ignacio'nun oğlu köye geldi. Yanında jandarmalar, avukatlar. "Bu kooperatif kaçak, tütünleri toplayacağız" dedi.

Kooperatifin kadınları ayağa kalktı. Hepsi elinde birer tütün yaprağı. Yapraklar ıslaktı.

Tatanka öne çıktı: "Topla bakalım, eğer toplayabilirsen."

Oğlu bir kadının elindeki yaprağa uzandı. Yaprak birden duman oldu. Elini yaktı. Çünkü o yaprak artık kutsaldı, imeceyle toplanmıştı. Para için toplanan tütün yanar, imeceyle toplanan tütün yakar.

O anda Sofia ortaya çıktı. Üstünde dün geceki beyaz gömlek değil, Ixchel'in verdiği çiçekli bir köy elbisesi vardı. Elbise dardı, memeleri, kalçaları belli oluyordu. Saçları örgülü, ayakları çıplak, çamurlu. Dudaklarında ruj yoktu ama dudakları tütün reçinesinden kıpkırmızıydı. O kadar güzeldi ki jandarmalar bile bakakaldı.

Sofia kocasının karşısına geçti.

"Beni aldattığını biliyorum" dedi yüksek sesle, herkesin içinde. "Sekreterinle. Beyaz kulelerde. Ben buradayım, tarlada, çamur içinde. Sen oradasın, cam kulelerde, yalan içinde. Hangimiz daha temiz?"

Kocası sustu.

Sofia devam etti: "Sana bir teklifim var.  İstersen benimle tarlaya gel, bir gün tütün kır. kırabilirsen, seni affederim. kıramazsan, boşanırız ve şirketin hisselerini kooperatife devrederim."

Bu tam Maximón'un hilesiydi . Çünkü Maximón hiçbir kadını zorla almazdı, gönülsüz ilişkiye girmezdi. Efsanede ne diyor? "Hiç birini gönülsüz olarak zorlamamış." O hep ders vermek için baştan çıkarırdı.

Kocası kabul etmedi. "Ben patronum, tarlada işim yok" dedi ve gitti.

Ama giderken bir şey oldu. Maximón onun arkasından bir duman üfledi. Duman onun takım elbisesine yapıştı. Takım elbise birden ağırlaştı. Sanki üstünde bin tane tütün yaprağı vardı. Adam yürüyemez oldu, terlemeye başladı. İlk defa terledi.

O gece beyaz kulelerde büyük bir toplantı oldu. Don Ignacio oğluna dedi: "Sofia haklı. Biz bu toprakların sahibi değiliz. Biz sadece kiracısıyız. 400 yıl önce atalarımız buraya gelip tütünü para yaptı, duman küstü. Şimdi duman geri geldi. Ya onunla barışacağız ya da duman bizi boğacak."

Ve karar aldılar: Beyaz kulelerin camlarını sökecekler, yerine söğüt dallarından sera yapacaklar. Şirketin adı değişecek, Kooperatifin Distribütörü olacak. Artık tütün 10 liraya değil, 50 liraya alınacak, üstüne "İmece Tütünü" damgası vurulacak.

O gece köyde büyük bir ateş yakıldı. Ateşin etrafında Maya kadınları, Lakota kadınları, Türk kadınları gibi halay çektiler. Ortada Sofia vardı. Artık patronun kızı değil, kooperatifin kızı.


Sofia o gece ilk defa bir erkekle değil, bir kadınla yattı. Ixchel ile. Ama cinsellik için değil, sıcaklık için. İki kadın aynı yatakta, tütün yapraklarının üstünde, birbirlerine sarılarak uyudular. Çünkü tarlada kadın kadının yurdudur. Bu da Maximón'un en eski efsanesindeki bereket ritüeliydi: Kadınlar birlikte yatarsa tarla bereketlenir.

Tatanka dışarıda, ateşin başında, barış çubuğunu yaktı. Dumanı göğe üfledi. Duman bu sefer ikiye bölünmedi. Tek bir bulut oldu, bütün Dünyayı kapladı. Tikal'den Montana'ya, Eşme'den Veracruz'a kadar.

Maximón odasında mumunu yeniden yaktı. Şapkasındaki mum artık sönük değildi. Çünkü duman birleşmişti.

Ve fısıldadı:

"İşte şimdi oldu. Beyaz kulelerin kızını tarlaya getirdik. Kuleleri yıkmadık, içini imeceyle doldurduk. Şimdi bu kız gebe kalacak. Ama bir çocuktan değil, bir fikirden. İmece fikrinden. Ve o fikir bütün tarlalara yayılacak."

Sabah olduğunda Sofia'nın karnı değil, elleri şişmişti. Tütün dizmekten. Ama gözleri parlıyordu. Çünkü o artık bir mal değil, bir emekçiydi.

Ve kooperatifin kapısına yeni bir tabela asıldı. Tabelada altın yazı yoktu. Sadece kömürle yazılmış bir yazı:

"Burası imece tarlasıdır. Patron giremez, ama gelini girebilir - eğer diz çökerse."

(devam edecek)

Bülent Dündar


1. Bölüm için tıklayın
TÜTÜN TANRISI MAXIMÓN'UN SERÜVENLERİ 1

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !