Şeyh Said İsyanı 1925: Şeriat, Kürdistan ve Musul Üçgeni


Şeyh Said İsyanı 1925: Şeriat, Kürdistan ve Musul Üçgeninde Bir Kırılma

Koçgiri, Alevi-Kızılbaş bir aşiret isyanıydı ve Sivas dağlarında sınırlı kalmıştı. Şeyh Said ise bambaşka bir ölçek: Cumhuriyet tarihinin Musul'u kaybettiren, Takrir-i Sükun'u getiren ve İstiklal Mahkemelerini geri döndüren ilk büyük isyanı.

1. Kimdir Şeyh Said?

Şeyh Said, 1865-66 doğumlu, Elazığ Palu'lu, Zaza asıllı bir Nakşibendi şeyhi. Palevi kolunun postnişini. Babasından sonra tarikatın başına geçer, bölgede hem dini hem de aşiretsel nüfuzu çok yüksek.

Fakat isyanın fikri ondan çıkmaz. Fikir, Azadi Cemiyeti'nden çıkar.

Azadi, 1923'te Kürt subaylar ve aydınlar tarafından kurulan gizli bir örgüt. Kurucuları arasında Miralay Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Binbaşı Kasım Bey var. 

1924 kongresinde strateji belirlenir: Silahlı bir ayaklanma ile bağımsızlık. Dini nüfuzu için Şeyh Said kongreye davet edilir ve liderliğe ikna edilir. Yani Azadi'nin milliyetçi kadrosu, Şeyh Said'in dini karizmasını kullanır.

2. Neden 13 Şubat 1925? Üç Fitil Aynı Anda Yanıyor

İsyan aslında Haziran 1925 için planlanır ama erken patlar. Üç sebep üst üste biner:

a) Din ve rejim kırılması: 1924'te saltanat zaten kalkmış, 3 Mart 1924'te halifelik kaldırılır, medreseler kapatılır, şeriye mahkemeleri lağvedilir. Şeyh Said'e göre "İslam, Türklerle Kürtler arasındaki tek bağdır ve bu bağ koparılmıştır." Vaazlarında isyanın gerekçesini "din ve şeriatın kurtarılması" olarak kurar.

b) Musul Meselesi: Lozan'da Musul konusu çözülmez, İngiltere ile ikili görüşmelere bırakılır, olmazsa Milletler Cemiyeti'ne gidecektir. 19 Mayıs 1924 İstanbul görüşmeleri sonuçsuz kalır, İngiltere 6 Ağustos 1924'te meseleyi Cemiyet'e götürür. Tam o sırada İngilizler Kuzey Irak'ta sıkıyönetim ilan eder, subay izinlerini kaldırır, birliklerini Musul'a taşır. Türk tarafına göre bu, isyanın dış desteksiz olmadığını gösterir. Süreyya Bedirhan bile isyanın 21 Mart'ta planlanmasına rağmen "eksik bir doğumla" erken patladığını yazar.

c) Siyasi boşluk: Ankara'da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Kazım Karabekir, Ali Fuat gibi paşalar muhalefettedir. İsyan bastırıldıktan sonra bu parti de "irtica yuvası" suçlamasıyla kapatılacaktır.


3. İsyan Nasıl Başladı ve Yayıldı?

13 Şubat 1925'te Diyarbakır'ın Eğil bucağına bağlı Piran köyünde jandarmanın Şeyh Said'i araması sırasında çıkan çatışma ile başlar. Bir günde bölgeye yayılır.

Hedef nettir: Elazığ, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Genç. Kısa sürede 15.000'e yakın silahlı toplanır. Elazığ düşer, Diyarbakır kuşatılır ama alınamaz. Bu, isyanın kaderini belirler.

Ankara'nın cevabı serttir. 4 Mart 1925'te Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılır. Hükümete olağanüstü yetkiler verilir, iki Şark İstiklal Mahkemesi kurulur. Seferberlik ilan edilir, 3. Kolordu bölgeye sevk edilir.

4. Bastırılması ve İdamlar

İsyan 2 ay sürer. Mart sonunda çözülme başlar.

15 Nisan 1925'te Şeyh Said, Varto yakınlarında Abdurahmanpaşa köprüsünde yakalanır. Diyarbakır'a getirilir.

Yargılama Şark İstiklal Mahkemesi'nde yapılır. Suç: "Vatana ihanet". Mahkeme 47 kişi hakkında idam kararı verir.

28 Haziran 1925 karar, 29 Haziran 1925 infaz. Şeyh Said ve 46 arkadaşı Diyarbakır Dağkapı Meydanı'nda idam edilir. Bu tarih isyanın resmen bittiği gündür.

İdam sehpasında son sözü olarak en çok uzlaşılan rivayet şudur:

"Dünya yaşantımın sonu geldi. Kendimi milletimin yolunda feda ettiğimden dolayı hiçbir şekilde pişman değilim. İlerde torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir."

Başka bir rivayete göre idamdan önce Arapça bir not yazar: "Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Önemli olan gittiğim yolun Allah ve din yolu olmasıdır."

5. Sonuçları - Neden Koçgiri'den Çok Daha Büyük?


1. Musul kaybedildi: İsyan sürerken Milletler Cemiyeti'ndeki Musul görüşmeleri devam ediyordu. Türkiye isyanla uğraşırken tezini savunamadı. 16 Aralık 1925'te Cemiyet, Musul-Kerkük'ü İngilizlere, yani Irak'a bıraktı. Bu yüzden resmi tarih "Şeyh Said, Musul'u kaybettirdi" der.

2. Laikleşme hızlandı: İsyan, rejim için "irtica tehlikesi"nin kanıtı oldu. Şapka Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması gibi inkılaplar hemen ardından geldi.

3. Kürt meselesi devlet meselesi oldu: Koçgiri'de Ankara aşiret reislerine kaymakamlık, milletvekilliği teklif ederek işi çözmeye çalışmıştı. Şeyh Said'den sonra bu yumuşak yol terk edildi, Şark Islahat Planı devreye girdi.

Koçgiri ile Farkı Ne?


Koçgiri'de  Alevi-Türkmen kökenli, sonradan Kürtleşmiş bir topluluk, Sevr'e dayanarak Kürdistan istiyordu. Şeyh Said'de ise Sünni-Nakşi bir şeyh, hem şeriat hem Kürdistan diyerek Sünni Zaza ve Kurmanc aşiretlerini birleştiriyordu. Biri Alevi, biri Sünni; biri dar, biri Musul'la bağlantılı uluslararası boyutlu.

Şeyh Said ile Seyit Rıza Görüştü mü?

Bu, Koçgiri'den Şeyh Said'e geçerken en çok sorulan soru. Cevap iki katmanlı.

Belgeli kısım: Azadi Cemiyeti 1924'te isyanı planlarken Dersim'in tarafsızlığını almak istiyor. Bazı kaynaklar Şeyh Said ile Seyit Rıza'nın buluştuğunu, ama Yavuz Sultan Selim'den Hamidiye Alaylarına kadar birikmiş tarihsel yaralar yüzünden bir anda anlaşmanın zor olduğunu ve buluşmadan sadece "Dersim bizi arkadan vurmayacak" sözünün alınabildiğini yazar. 

Diğer ciddi kaynaklar ise çok net: "Şeyh Said ve Seyit Rıza hayatları boyunca hiç bir araya gelmedi" ve bu görüşmeye dair arşivde hiçbir vesika yok.

Kesin olan şudur: Seyit Rıza isyana katılmadı. 16 Mart 1925'te Seyit Rıza dışındaki Dersim aşiret liderleri Ankara'ya bağlılık bildirirken, Seyit Rıza ne isyana katıldı ne de devlete bağlılık sundu. Tarafsız kaldı. 

Bunun sebebi de mezhep ve hafıza: Koçgiri bastırılırken Sünni Zaza aşiretleri devletin yanında yer almıştı, Dersim bunu unutmamıştı.

Sözlü tarih kısmı : Dersim'de dilden dile dolaşan rivayet şudur: Şeyh Said, Seyit Rıza'nın daveti üzerine yemeğe gelir, önüne konan et için "Alevi'nin kestiği yenmez" der ve sofra dağılır, görüşme de bu yüzden bozulur.

Bu olayı doğrulayan tek bir resmi belge yok. Fakat rivayet boşuna anlatılmıyor. Osmanlı'dan beri Sünni medreselerde dolaşan bu fetva, dönemin Sünni-Nakşi bir şeyhi ile Alevi bir ocak lideri arasındaki sosyolojik uçurumu en net özetleyen anekdot. Bu yüzden halk hafızasında, siyasi anlaşmazlığın sembolü olarak yaşamaya devam ediyor.

Özetle: Görüşme olduysa bile sonuçsuz kaldı. Sebebi bir yemek değil, yüzyıllık Alevi-Sünni fay hattı ve iki farklı devlet hayaliydi: Biri şeriatla Kürdistan kurmak istiyordu, diğeri kendi ocak sistemini korumak. Bülent Dündar



Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !