1001 GECE MASALLARI EFSANESİ
Başlangıç - Şehriyar ve Şehrazat
Eski zamanlarda Hint ve Çin diyarlarında, cesur ve kudretli bir padişah yaşardı, adı Şehriyar. Karısı kendisini aldattı, kalbi taş kesildi. Bütün kadınlara düşman oldu. Her gece bir kızla evlenip sabah öldürtmeye başladı.
Ülke korkudan titriyordu. Vezirin iki kızı vardı, biri akıllı, okumuş, dillere destan Şehrazat, diğeri küçük Dunyazat.
Şehrazat babasına dedi ki: "Beni Şehriyar'a ver, ben bu zulmü bitireceğim."
Vezir ağladı ama Şehrazat kararlıydı. Evlendi. Gece oldu, Sultan tam onu öldürtecekken Şehrazat dedi ki: "Ey sultanım, küçük kız kardeşime son bir masal anlatayım, izin ver."
Sultan izin verdi. Şehrazat anlatmaya başladı. Tam en heyecanlı yerinde horoz öttü, sabah oldu.
Sultan dedi: "Bu masalın sonu ne?"
Şehrazat: "Yarın gece anlatırım, eğer yaşarsam."
Sultan merakından idamı erteledi. Ertesi gece Şehrazat bir masal daha anlattı, yine en heyecanlı yerinde sabah oldu. Bu böyle 1001 gece devam etti. 1001 gecenin sonunda Sultan'ın kalbi yumuşadı, kadınlara olan öfkesi söndü, Şehrazat'ı affetti, hatta üç çocukları olmuştu. Böylece bir kadın zekasıyla bir ülkeyi kurtardı.
Şimdi Şehrazat'ın Anlattığı Masallardan Biri - Balıkçı ve Cin
Bir varmış bir yokmuş, eski zamanda fakir bir balıkçı varmış. Her gün denize dört kez ağ atarmış, ne çıkarsa onunla geçinirmiş.
Bir gün ilk ağı atmış, boş çıkmış. İkinci ağı atmış, çamur çıkmış. Üçüncü ağı atmış, kırık çömlek çıkmış. Dördüncü ağı atarken "Bismillah" demiş, ağı çekmiş. Ağda bakır bir küp varmış, üstünde Hz. Süleyman'ın mührü.
Balıkçı sevinmiş, "İçinde altın vardır" demiş, kapağı açmış. Küpün içinden siyah bir duman çıkmış, gökyüzünü kaplamış. Dumandan dev gibi bir cin çıkmış. Cin yeşil, boynuzlu, küpeli.
Cin demiş ki: "Ey balıkçı, ben Hz. Süleyman'a isyan ettim, Süleyman beni bu küpe hapsetti. İlk yüz yıl dedim ki, beni kim kurtarırsa onu dünyanın en zengini yapacağım, kimse gelmedi. İkinci yüz yıl dedim ki, beni kurtaranın bütün dileklerini yapacağım, yine kimse gelmedi. Sonra çok kızdım, yemin ettim: Beni bundan sonra kim kurtarırsa onu öldüreceğim."
Balıkçı korkmuş ama akıllı adam. Demiş ki: "Ben sana inanmam. Sen o kadar büyüksün, bu küçücük küpe nasıl sığdın?"
Cin hırslanmış: "Sığdım işte!" demiş, hava atmak için tekrar duman olup küpün içine girmiş.
Balıkçı hemen kapağı kapatıp mührü vurmuş. Cin içeriden bağırmış: "Çıkar beni!"
Balıkçı demiş: "Bana zarar vermeyeceğine, bana yardım edeceğine yemin edersen çıkarırım."
Cin yemin etmiş. Balıkçı kapağı açmış. Cin bu sefer doğru durmuş, balıkçıya demiş ki: "Gel sana iyilik yapayım. Şu dağın arkasında bir göl var, hiç kimsenin bilmediği. Orada dört renk balık yaşar. Oradan dört tane balık tut, sultana götür, zengin olacaksın."
Balıkçı dağa gitmiş, gerçekten bir göl bulmuş, suyu tertemiz. Ağ atmış, dört tane balık çekmiş: Biri beyaz, biri kırmızı, biri mavi, biri sarı.
Balıkları sultana götürmüş. Sultan çok şaşırmış, böyle renkli balık hiç görmemiş. Balıkları aşçıya vermiş: "Bunları kızart."
Aşçı balıkları tavaya koymuş. Balıklar kızarmaya başlayınca mutfağın duvarı yarılmış, içinden güzel giyimli bir kadın çıkmış. Kadın balıklara bakıp demiş ki:
"Ey balıklar, eski sözünüzü unuttunuz mu?"
Balıklar tavada başlarını kaldırıp konuşmuş: "Hayır, unutmadık, hala sana bağlıyız."
Kadın tavayı devirip gitmiş.
Aşçı korkup sultana anlatmış. Sultan inanmamış, ertesi gün aynı şeyi tekrar denemiş, kendisi saklanıp izlemiş. Aynı kadın gelmiş, aynı soruyu sormuş, balıklar aynı cevabı vermiş.
Sultan balıkçıya demiş: "Bu göl nerede, beni oraya götür."
Birlikte göle gitmişler. Sultan gölün etrafında gezerken siyah taşlardan bir saray bulmuş. Sarayın içinde tahtta oturan bir genç varmış, belden aşağısı taş olmuş.
Genç hikayesini anlatmış:
"Ben bu şehrin padişahıydım. Karım beni aldatıyordu, bir köleyle. Ben onları yakaladım. Karım çok büyük bir büyücüydü. Bana kızıp büyü yaptı. Beni yarı taş yaptı, bütün şehrimi göle çevirdi, halkımı da balıklara çevirdi. Beyaz balıklar Müslümanlar, mavi balıklar Hristiyanlar, sarı balıklar Yahudiler, kırmızı balıklar ateşe tapanlar. Karım her gün gelip bana işkence ediyor, o tavaya gelen kadınlar da karımın hizmetçileri. Balıklara her kızartılırken 'Bana hala bağlı mısınız?' diye soruyor, korkudan 'Evet' diyorlar."
Sultan bu büyüyü bozmak için büyücü kadını bulmuş, onu öldürmüş. Büyü bozulmuş. Göl tekrar şehir olmuş, balıklar tekrar insan olmuş, yarı taş genç düzelip tekrar padişah olmuş.
Balıkçıya da sultan çok altın vermiş, zengin olmuş.
Diğer Meşhur Masallar:
Şehrazat 1001 gece boyunca anlattı:Alaaddin ve Sihirli Lamba (senin 3. resim): Fakir Alaaddin, sihirli lambayı bulur, içinden mavi cin çıkar, dilekleri yerine getirir, uçan halı ile saraylara uçar.
Ali Baba ve Kırk Haramiler: "Açıl Susam Açıl" diye mağara açılır, haramilerin altınları.
Sindbad Denizci: Yedi deniz gezer, deniz canavarı (senin 1. resimdeki ejderha gibi) ile savaşır.
Aşıklar Masalı:, ay ışığında mumlar arasında kavuşan aşıklar.
Son:
1001 gece bittiğinde Şehriyar dedi ki: "Ey Şehrazat, sen bana sadece masal anlatmadın, insan olmayı öğrettin."
İşte 1001 Gece Masalları böyle doğdu Bülent Bey - Hindistan'dan Fars'a, Fars'tan Bağdat'a, Bağdat'tan bütün dünyaya, bir kadının zekasıyla yazılan efsane. Bülent Dündar
